Cengiz CEYLAN(Eğitimci Yazar)

Tarih: 07.02.2026 10:32

MAAŞLAR HEDEF ENFLASYONA, HAYAT GERÇEK ENFLASYONA BAĞLANDI!

Facebook Twitter Linked-in

 , MAAŞLAR HEDEF ENFLASYONA, HAYAT GERÇEK ENFLASYONA BAĞLANDI!
Milyonlarca memur, emekli ve işçinin 2026 yılı maaşı kuruşu kuruşuna belli oldu, imzalar atıldı. Ne hikmetse, maaşlar cebe girdikten hemen  Merkez Bankası "Enflasyon tahmini yükseldi" dedi. Yani masada "düşük enflasyon" vaadiyle belirlenen maaşlar, hayatın gerçeği karşısında daha ilk ayda eridi.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın 12 Şubat 2026 Perşembe günü saat 10.30’da yaptığı resmi açıklamayı okurken pek çoğunuzun "Yine mi aynı senaryo?" dediğini duyar gibiyim. Başkan Karahan, 2026 yılının ilk Enflasyon Raporu’nda, yıl sonu enflasyon tahminini %13-19 aralığından %15-21 seviyesine çıkardıklarını resmen duyurdu. Üstelik piyasalara, "Faiz indirimi için eşiğimiz bir miktar yüksek" mesajını vererek kemerlerin iyice sıkılacağını ilan etti. Yani ekonomi yönetimi açıkça dedi ki: "Fiyatlar beklediğimizden daha fazla artacak, enflasyon canavarı tahminimizden daha dişli çıktı."
Peki, bu açıklama memur, emekli ve asgari ücretli için ne anlama geliyor? Gelin, hepimizin anlayacağı dilden konuşalım. Asıl mesele tam olarak burada düğümleniyor; Aralık ayında asgari ücret tespit edilirken, memur ve emekli zammı masaya yatırılırken zaten sendikalar ve temsilciler geçim derdini, sokağın yakıcı enflasyonunu bas bas bağırmıştı. Ancak karşı tarafın elinde "resmi hedefler" vardı ve bu düşük hedefler bir bariyer gibi kullanılarak maaş artışları kısıtlandı.
Peki, neden bu enflasyon beklentileri başta düşük gösteriliyor da imzalar atıldıktan sonra yükseltiliyor? 
Çünkü düşük hedef, maaşları düşük tutmak için bir "kalkan" olarak kullanılıyor. Devlet, milyonlarca memur ve emekliye maaş öderken bütçeden devasa bir pay ayırır. Hedef enflasyonu düşük gösterip zam oranını düşük tutmak, bütçe giderlerini kısmak demektir. Ancak yıl içinde enflasyon yükselince toplanan vergiler (KDV, ÖTV) fiyatlarla birlikte artar. Yani devletin kasasına giren para enflasyonla beraber artarken, vatandaşa ödenen maaş düşük hedefte çakılı kalır.
Şimdi gerçekle yüzleşme vakti: Eğer dünkü o %21’lik üst sınır Aralık ayında masada olsaydı, bugün her şey bambaşka olacaktı. Tahminlerin 2 puan yukarı çekilmesi, asgari ücretlinin pazarlık gücünü artıracak ve bugün cebine en az 1.500- 2.000 TL daha fazla girmesini sağlayacaktı. Memur ve emekli içinse, kâğıt üstündeki iyimserliğe göre verilen "refah payı" en az 3-4 puan daha yukarıdan hesaplanacak, maaşlara doğrudan ek yansıma yapılacaktı. Yani çalışanların feryadı masada duyulmadı ama gerçekler masadan kalkıldıktan hemen sonra kabul edildi. Bu gecikmeli itirafın bedelini, her bir çalışan ve emekli aylık maaşındaki o eksik binlerce lirayla ödüyor.
Aslında bu tabloya şaşırmamak gerek; çünkü son 6 yıllık veriler hep aynı kronik sapmalarla dolu. Bakınız; 2020’de hedef %8.5 iken gerçekleşen %14.6 oldu. 2022’de hedefi %23.2 koyduk ama %64.2 ile yüzleştik. 2024’te %36 dedik, %44.4’ü gördük. Şimdi 2026’dayız, daha yılın ilk raporunda %16’lık hedefi çöpe atıp %21’e kapı açıyoruz. Beklentiyi yönetmek dedikleri şey, ne yazık ki pazar filesinin kaç paraya dolduğuna bakan vatandaşın gerçeğiyle örtüşmüyor.
Bugün maaşlara yapılan artışlar aslında bir "zam" değil, sadece "eriyen paranın bir kısmını kurtarma" çabasıdır. Ancak bu telafi bile hep geriden geliyor. Maaşlar altı ayda bir artıyor ama marketteki etiketler her hafta güncelleniyor. Biz enflasyonun peşinden koşuyoruz, o ise bizden hep bir adım önde gidiyor. Ekonomi yönetimi için başarı, bir raporun içindeki grafiklerin aşağı inmesidir. Ancak asıl başarı; bir memurun ay sonunu borçlanmadan getirebilmesi, bir emeklinin mutfak alışverişini yaparken kara kara düşünmemesidir.
Hedeflerin maaşlar belirlendikten hemen sonra yükseltilmesi, dar gelirli için "maça yenik başlamak" demektir. Rakamları güncellemek kolay, asıl mesele vatandaşa verilen sözleri ve cebindeki alım gücünü güncelleyebilmekte. Unutmayın; mutfaktaki yangın, maaşlar bağlandıktan sonra yapılan "itiraflarla" değil, halkın sofrasındaki ekmeği koruyarak söner.
Eğitimci Yazar Cengiz Ceylan 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —