KIYAMET SENARYOSU: MESİH VE YECÜC-MECÜC
Ortadoğu bugün, rasyonel siyasetin iflas ettiği ve yerini binlerce yıllık dini metinlerin çatışmasına bıraktığı en tehlikeli evresini yaşıyor. İran’a karşı başlatılan topyekûn savaş, sadece bir askeri operasyon değil, adeta bir "kader planı"nın sahnelenmesidir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun "Aslan Kükremesi" (Operation Lion's Roar) ismini bizzat seçerek başlattığı bu süreçte, "Mesih gelinceye kadar direneceğiz" söylemi, savaşı diplomasi masasından çıkarıp eskatolojik (ahiret bilimiyle ilgili) bir zemine oturtmuştur.
Bu noktada beklenen "kurtarıcı" inancını doğru anlamak gerekir: İslam inancında süreç, önce adaleti tesis edecek olan Hz. Mehdî’nin çıkışı, ardından ona destek olacak Hz. İsa’nın (Mesih) inişiyle tamamlanır. Hristiyanlıkta bu "İkinci Geliş", Yahudilikte ise henüz gelmemiş olan siyasi bir lider beklentisidir. Yecüc ve Mecüc ise kıyamet öncesi yeryüzünü kaosa sürükleyecek istilacı topluluklar olarak tasvir edilir.
Bütün semavi dinlerde "insan öldürmek" en büyük günahlardan biri kabul edilirken, bugün siyasi liderlerin bu kutsal metinleri şiddetin yakıtı haline getirmesi büyük bir çelişkidir. Donald Trump, yine kin kusarak İranlıları öldüreceğini açık seçik beyan ederken; zaten kana doymayan Netanyahu, Gazze'de ve Lübnan'da sivil katliamına devam etmekte, İran'da da sivil halkı hedef almaktadır. Siyasetçiler artık kitleleri harekete geçirmek için reel politik argümanlardan çok, kutsal metinlerin ve dini ritüellerin gücüne sığınıyor. Netanyahu, sadece bir başbakan gibi değil, bir "vadedilmiş sonun" yürütücüsü gibi konuşuyor. Operasyona verilen "Aslan Kükremesi" ismi, doğrudan Tevrat’taki peygamber ayetlerine bir atıftır ve bu savaşın asıl hedefinin, beklenen kurtarıcının (Mesih) zeminini hazırlamak olduğu açıkça hissettirilmektedir.
Bu tabloya, Donald Trump’ın Beyaz Saray’da gerçekleştirdiği dua ayinleri ve "İran ile işimizi bitirmeden ayrılmayacağız" şeklindeki sert çıkışları da eklenince, bölgedeki gerilim askeri bir stratejiden çok, bir inançlar savaşına dönüşmektedir. Trump’ın Evanjelik liderlerle Oval Ofis’te gerçekleştirdiği dua seansları ve "el koyma" ritüelleri, bu eskatolojik (son zaman bilgisi) savaşın Washington ayağını ve okyanus ötesindeki dini motivasyonu gözler önüne seriyor.
Ancak unutulmamalıdır ki; kehanetlerin diliyle yönetilen bir dünyada, diplomasinin yerini dogmalar, barışın yerini ise mutlak zafer hırsı alır. "Mesih gelsin" diye yakılan ateşlerin ortasında kalanlar ise ne yazık ki yine masum siviller ve geleceği çalınan çocuklar oluyor.
Eğitimci bir yazar olarak vurgulamalıyım ki; toplumların asıl ihtiyacı olan şey kutsal bir savaş değil, kutsal bir barıştır.
Cengiz Ceylan
Eğitimci Yazar