İNSANIN ÇİÇEK AÇMA İSTEĞİ
Yaşam, çoğu kez bize sormadan karar verir. Nerede doğacağımızı, hangi koşullarda büyüyeceğimizi, hangi rüzgârlara maruz kalacağımızı biz seçmeyiz. Kimi zaman verimli bir toprağa düşeriz, kimi zaman kuraklığın ortasına… Ama insanın asıl öyküsü, düştüğü yerden çok, orada neye dönüştüğüyle ilgilidir.
“Yaşam seni nereye ekerse eksin, sen yine de çiçek açmayı sürdür.”

Bu söz, bir dilekten öte, bir duruşu anlatır. Çünkü çiçek açmak; sadece güzelleşmek değil, varlığını kabul ettirmek, direnmek ve yeniden doğmaktır. En sert kışların ardından bile toprağın bağrından yükselen o ilk filiz gibi, insan da en zor koşullarda bile içindeki yaşam gücünü anımsayabilir.
Kimi insanlar, yaşamın sertliğini bir mazeret olarak görür. İçine kapandıkça solar, umutsuzlukla köklerini kurutur. Oysa kimileri vardır; taşın çatlağında bile yeşermeyi bilir. Çünkü bilirler ki, çiçek açmak dış koşullardan çok, içsel bir karardır. Umudu seçmek, yeniden başlamak, düşse de kalkmak… Bunlar, insanın kendi toprağını dönüştürme gücüdür.
Çiçek açmak aynı zamanda başkalarına da dokunmaktır. Bir gül sadece kendisi için kokmaz; bir papatya sadece kendine bakmaz. İnsan da kendi iyiliğini çoğalttıkça, etrafına ışık olur. Zor zamanlarda bile gülümseyebilen bir yüz, karanlıkta yakılan bir mum gibidir. Küçük görünür ama bulunduğu yeri değiştirir.
Yaşam, bazen bizi hiç istemediğimiz yerlere savurur. Belki bir yitik, belki bir düş kırıklığı, belki de derin bir yalnızlık… Ama tam da o anlarda, insanın içinde saklı olan o direnç tohumu kendini anımsatır. Çünkü çiçek açmak, her şey yolundayken değil; her şey zorundayken anlam kazanır.
Sonunda sorun, nereye ekildiğimiz değil; orada nasıl kök saldığımızdır. Kendi içimize ne kadar su verdiğimiz, ne kadar ışık taşıdığımızdır. Yaşamın sertliğine, zorluklarına, güç koşullarına karşın güzelliği seçmek, kırılganlığa karşın güçlü kalmak ve her şeye karşın yeniden açmak…
İşte insanın en gerçek utkusu budur:
Nereye düşerse düşsün, yine de çiçek açabilmek.
Çiçekler gibi renkli ve güzel geçsin yaşamınız.
Zeki BAŞTÜRK