Zeki BAŞTÜRK (Emekli Milli Eğitim Müdürü)

Tarih: 03.02.2026 01:53

ANLAMAMAK, ANLAŞILMAMAK, YANLIŞ ANLAŞILMAK

Facebook Twitter Linked-in

ANLAMAMAK, ANLAŞILMAMAK, YANLIŞ ANLAŞILMAK

İnsan ilişkilerinin en eski, en yıpratıcı sorunlarından biridir: Anlamamak.
Ve onun kaçınılmaz kardeşleri… Anlaşılmamak, yanlış anlaşılmak.

Birbirini anlamayan, yanlış anlayan ya da anlamaya hiç niyet etmeyen insanların önünde genellikle tek bir yol kalır: Kavga. Sözün yerini ses yükseltir, düşüncenin yerini öfke alır, iletişim yerini savunmaya bırakır. Çünkü anlamak emek ister; kavga ise çoğu zaman daha kolaydır.

Günlük yasamda  da siyasette de sıkça duyduğumuz bir tümce  vardır: “Yanlış anlaşıldım.”


Bu tümce  çoğu kez masum bir açıklamadan çok, bir geri çekilme refleksidir. İnsanlar ve özellikle siyasetçiler, eleştiriyle karşılaştıklarında önce anlamayı denemek yerine savunmaya geçerler. Oysa savunma, karşıdakini anlamaya değil, kendini haklı çıkarmaya odaklanır. Haklı çıkma arzusu ise anlamanın en büyük düşmanıdır.

Toplum olarak konuşmayı seviyoruz; ama dinlemeyi pek sevmiyoruz. Dinlemek, susmayı ve beklemeyi gerektirir. Karşımızdakinin dünyasına kısa bir yolculuk yapmayı, kendi doğrularımızı bir anlığına askıya almayı ister. Bu yüzden zor gelir. Bunun yerine, daha tümce  bitmeden yanit hazırlamayı, karşılık vermeyi yegleriz. Böylece karşı tarafı değil, kendi sesimizi duyarız.

Siyasal alanda bu durum daha da keskindir. Farklı düşünceler, karşıt görüşler artık bir zenginlik değil, bir tehdit gibi algılanır. Anlamak yerine etiketlemek, tartışmak yerine dışlamak yaygınlaşır. “Beni anlamıyorlar” diyen siyasetçi de çoğu zaman toplumu anlamaya çalışmamıştır; yalnızca kendisinin anlaşılmasını beklemiştir. Oysa gerçek iletişim tek yönlü değildir. Anlaşılmak isteyen önce anlamayı denemelidir. Bu hem bireysel ilişkilerde hem de toplumsal barışta geçerlidir.

Bir toplumda insanlar birbirini anlamaya çalışmıyorsa, ortak akıl değil, ortak öfke büyür. Ortak öfke ise ne adalet üretir ne de huzur. Yanlış anlaşılmak bazen kaçınılmazdır; fakat sürekli yanlış anlaşılan bir dil, ya eksik kurulmuştur ya da bilinçli olarak belirsizdir, içi boştur. Açık sözlülük cesaret ister.Anlamaya açık olmak ise erdem.

Belki de asıl sorun şudur:
İnsanlar anlaşılmak istiyor, ama anlaşmaya pek gönüllü değil.
Oysa anlamak, bir taraf tutmak değildir. Katılmak da değildir. Anlamak; sadece karşındakinin neden öyle düşündüğünü kavramaya çalışmaktır. Bu çaba yoksa, geriye yalnızca bağırmak kalır. Ve bağırılan yerde, ne düşünce yeşerir ne de demokrasi.

Anlamamak bir seçenektir. 
Anlamaya çalışmak ise bir sorumluluk. Toplumsal ve siyasal olgunluk, işte tam da bu sorumluluğu üstlenebilmekle başlar.

Birbirimizi anlamak için çaba gösterirsek ne kavga kalır ne de kargaşa. Erinç ve mutluluk kaplar her yanı.

Zeki BAŞTÜRK


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —