Baharın Müjdecisi ve Birliğin Ateşi: Nevruz
Doğa, kışın uykusundan uyanırken toprağa düşen ilk cemreyle birlikte aslında bize kadim bir hikâye anlatmaya başlar. Bu hikâye; karın altından başını uzatan bir kardelenin inadı, tomurcuğa duran bir dalın heyecanı ve nihayetinde "yeni gün" anlamına gelen Nevruz’un habercisidir. Nevruz, sadece bir takvim yaprağının değişimi ya da mevsimsel bir geçiş değildir. O, binlerce yıldır bu topraklarda kardeşliğin, paylaşmanın ve en önemlisi umudun sembolü olmuştur. Orta Asya’dan Balkanlar’a, Mezopotamya'dan Anadolu'ya kadar uzanan o devasa coğrafyada yakılan her ateş, aslında içimizdeki yaşama sevincini ve ortak kaderimizi harlandırır.
Kürt geleneğinde Nevruz’un kalbinde yer alan Demirci Kawa efsanesi, zalim Kral Dehak’ın zulmüne karşı halkın birleştiği o tarihi günü anlatır. 21 Mart’ta dağların tepelerinde yakılan ateşler, özgürlüğün müjdecisi olarak karanlıktan aydınlığa çıkışı simgeler. Bugün hala ateşin etrafında kurulan halaylar ve giyilen en renkli yöresel kıyafetler, bu köklü mirasın yaşayan birer parçasıdır.

Öte yandan Türk toplulukları için Nevruz’un tarihsel temeli Ergenekon Destanı’na dayanır. Dağların eritilerek Türklerin hürriyetine kavuştuğu gün olarak kabul edilen bu kutlu günde örs üzerinde demir dövmek, esaretten kurtuluşun ve yeniden var oluşun en güçlü sembolüdür.
Günümüzde Türk Devletleri Teşkilatı kapsamında "Türk Dünyası'nın Ortak Bayramı" olarak tescillenen Nevruz, her coğrafyada farklı bir renge bürünür.
Azerbaycan’da "Semeni" sofraları süslerken, Kazakistan’da yedi yaşam ilkesini temsil eden "Nauryz Koje" çorbası içilir. Özbekistan’da kadınların dualarla pişirdiği "Sümelek" tatlısı paylaşılırken, Kırgızistan’da evler ardıç ağacı dumanıyla arındırılır. Anadolu’da ise "Sultan Nevruz" veya "Mart Dokuzu" adıyla yaşatılan bu gelenek, Mesir macunu festivallerinden toplu bayram yemeklerine kadar uzanan geniş bir kültür yelpazesini kapsar. TÜRKSOY’un gayretleri ve UNESCO’nun "İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası" listesine almasıyla Nevruz, artık küresel bir barış sembolü haline gelmiştir.

Geleneklerimize sahip çıkmak, sadece geçmişi yad etmek değil, geleceği sağlam temeller üzerine inşa etmektir. Köklerinden kopan bir toplumun, rüzgârın önünde savrulan yapraklardan farkı kalmaz.
Bu yüzden Nevruz’u sadece bir bayram olarak değil, bizi birbirimize kenetleyen kültürel bir tutkal ve milli bir bilinç olarak görmeliyiz. Bugün doğa uyanırken, bizler de gönül kapılarımızı ardına kadar açalım.
Yakılan her ateş; sadece baharı değil; aynı dili, aynı tarihi ve aynı geleceği paylaşan halkların sönmeyecek birlik iradesini temsil eder. Sevgiyi ekelim, dostluğu biçelim. Toprağın bereketi hanemize, baharın neşesi yüreğimize dolsun. Birliğimiz daim, baharımız baki kalsın.
Cengiz Ceylan
Eğitimci Yazar