YERYÜZÜNÜN VİCDANI: KADIN
Takvimler her yıl 8 Mart’ı gösterdiğinde, Dünya Kadınlar Gününü kutlarız. Bugün yalnızca bir günü anmayız. Bir emeği, bir direnişi, bir sabrı ve bir umudu selamlarız.

Dünya Kadınlar Günü, bir kutlamadan çok bir animsayıştır aslında. Kadının insanlık tarihindeki yerini, görünmeyen emeğini, çoğu zaman adı konulmamış mücadelesini anımsama günüdür. Çünkü kadın, yaşamın salt yarısı değil; yaşamın kurucu iradesidir.
Kadın, insanlığın ilk öğretmenidir. Bir çocuğun diline düşen ilk sözcük , bir yüreğin tanıdığı ilk sevecenlik, bir toplumun öğrendiği ilk değer onun sesinden doğar. O yüzden kadın yalnızca birey değil; bir uygarlık taşıyıcısıdır.
Türk tarihinde kadın, hiçbir zaman edilgen bir figür olmamıştır. Orta Auswahl bozkırlarından Anadolu’ya uzanan yolculukta kadın, erkeğin yanında değil, çoğu zaman omuz omuza hatta kimi zaman ön safta yer almıştır. Devlet yönetiminde söz sahibi olmuş, savaş meydanında at sürmüş, obada töreyi ayakta tutmuş, ailede dengeyi kurmuştur.
Kurtuluş Savaşı yıllarına baktığımızda bu gerçeklik daha da belirginleşir. Cephane taşıyan, cepheye mermi yetiştiren, evladını askere gönderirken gözyaşını içine akıtan Anadolu kadını; ulusun yazgısına yön veren görünmez kahramandır. O kadın ki gerektiğinde sırtında çocuğu, elinde cephanesiyle tarih yazmıştır.
Türk kadını; güçlüdür ama acıma duygusuna sahiptir. Beceriklidir, yeteneklidir ama ince ruhludur. Çalışkandır ama özverisini gösterişe dönüştürmez. Aileyi bir arada tutan görünmez bağdır; toplumun vicdanıdır.
Bugün bilimde, sanatta, siyasette, eğitimde, üretimde varlık gösteren kadınlarımız; yalnız kendi yaşamlarını değil, ülkenin geleceğini de bicim lendirmektedir. Bir sınıfta öğrencilerine umut aşılayan öğretmen, bir hastanede şifa dağıtan doktor, bir atölyede üretim yapan emekçi, bir sahnede sanatını icra eden sanatçı… Hepsi aynı büyük öykünün farklı tümceleridir.
Ancak 8 Mart, yalnızca övgü tümceleri kurma günü değildir. Aynı zamanda bir yüzleşme günüdür. Kadının emeğinin görünür olması, haklarının korunması, şiddetin ve eşitsizliğin son bulması için sorumluluk alma günüdür. Çünkü gerçek değer, sözle değil; adaletle ölçülür.
Bir toplum, kadınını ne denli yüceltirse o denli yükselir. Kadının eğitimli, özgür ve güçlü olduğu bir ülke; yarınlarına güvenle bakabilir.
8 Mart, bize şunu anımsatır:
Kadın, yaşamın süsü değil; özüdür. Toplumun kenarında değil; merkezindedir. Güçlü bir geleceğin temeli, güçlü kadınlardır.
Ve biz biliyoruz ki; bir annenin duasında, bir öğretmenin sabrında, bir emekçinin alın terinde, bir sanatçının yüreğinde aynı şey saklıdır:
Yaşatma iradesi.
İşte kadın, tam da budur.
Yeryüzünün vicdanıdır.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun!
Zeki BAŞTÜRK





