EGEMENLİK
Egemenlik dendiğinde çoğunlukla devlet gücünün en üstün, sınırsız, mutlak, bölünmez ve devredilmez nitelikleri kastedilmektedir. Belli bir ülke üzerinde ancak tek bir egemen güç olabilir ve bu üstün ve sınırsız güç bölünemez ve devredilemez. Egemenlik hakkı bir milletin var olma sebebidir. Egemenlik siyasal bir otoritenin belirli bir coğrafya üzerinde Anayasal statüsü ve siyasal kapasitesini tanımlayan bir kavramdır. Bu kavram ilgili ülkede yönetim adına irade kullanma yetisine sahiptir. Bu irade coğrafi bütünlüğü ve insan gerçeğinden hareketle ilgili sabit değerler ve yine ilgili hukuk kuralları üzerinden bir otorite aracı olarak kendisini ifade eder.
Egemenlik devletin asli unsuru olup devletten ayrı düşünülemez. Egemenlik Türleri. Egemenliğin önceki tanımı ve etimolojisinden, kavramın 'en yüksek güç'ü işaret ettiğini belirledik. Terim, unvan egemenliği, iç ve dış egemenlik, yasal egemenlik, fiili ve hukuki egemenlik ve halk egemenliği de dâhil olmak üzere çeşitli egemenlik türleri üzerinden daha ayrıntılı olarak açıklanmıştır. "Milli Egemenlik" bu fikirlerden biridir. Atatürk, Türk Milletinin 1919'da başlattığı bağımsızlık savaşını, Türk Milliyetçiliğinden ve "Milli Egemenlik" il kesinden güç alarak yönetmiş, çöken Osmanlı İmparatorluğu'nun enkazı üstünde. Yeni devletini, Türkiye Cumhuriyetini aynı ilkeye dayalı olarak kurmuştur (Egemenlik (hâkimiyet) devlet kudretinin bir vasfıdır. İç hukukta, (milli hukukta) en üst kudret, milletlerarası hukukta da, bağımsız bir gücü ifade eder. Egemenlik, 1921-1924 Anayasalarında hâkimiyet olarak kullanılmıştır. 1961-1982 Anayasalarında, egemenlik olarak kullanılmaya başlanmıştır. Milli egemenlik veya milli hâkimiyet, iç görünüşü itibariyle, milletin kendi kendini idare etmesi, kendine hükümet edecek heyeti seçmesi, anlamına gelir.
Milli egemenlik demokratik rejimi yani, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ifade eder. Dış görünüşü ile milli egemenlik, milletin özgür ve bağımsız yaşamasını dışa karşı millet birliğini ve bütünlüğünü belirtir. Milli irade, milli egemenlik gibi kavramlar siyasi hayatımıza milli mücadele ile birlikte girmiştir. Egemenliğin padişaha değil, bir sınıf veya bir zümreye değil, Türk Milletine ait olduğu zihniyetini devlet hayatımıza kazandıran Atatürk olmuştur. Atatürk milli bağımsızlık mücadelesinin başarıya ulaşmasını sağlamak için, tek çözüm yolu olarak milletin azim ve kararım, milletin egemenliğini, milletin idaresini dikkate alarak, yeni kurulan devletin milli egemenlik, hür irade gibi esaslara dayanmasını gerekli görmüştür. Egemenlik “yurttaşlar ve Uyruklar üstünde ”yasayla kısıtlanmış üstün iktidardır. Boyutları bakımından egemenlik içeride en üstün güç, dışarıda ise tam bağımsız olmak şeklinde düşünülür.
Ülkemizin konumu itibari stratejik bir yerde olması dış güçlerin sürekli bir baskısı ile karşı karşıya kalmış ve Osmanlı devletinin enkazı üzerine kurulduğundan ve imparatorluk zamanında çeşitli milletleri bünyesinde barındıran bu topraklar ister istemez, içeride de çeşitli etnik ve azınlık grupların bulunması normaldir. Bu durum ise Lozan anlaşmasında azınlıkların hakları teminat altına alınmış ancak batılı ve sömürgeci devletler etnik grupları sürekli olarak kışkırtması sonucu ülkemiz açısından sürekli olarak sıkıntı oluşturmakta, bu ise egemenliğimizi olumsuz yönde etkilemektedir. Yaklaşık 40 yıldır ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar hem insan, hem de ekonomik gücümüzü olumsuz olarak etkilemiştir. İktidara gelen bütün partiler ise bu işi çözme yerine oy uğruna daha körükleme ile nerde ise ülkemiz bir kaos ile karşı karşıya kalmıştır. Artık ülke insanına düşen en önemli durum ise birlik, beraberlik içinde ülkemizin bekası için iç ve dış düşmanların oyununa gelmeden ülkemize ve egemenliğimize sahip çıkmak olacaktır.
Hüsamettin AKSUNGUR
E. Maarif müfettişi





