Barış Düşmanları
İslam coğrafyası, semalarında füzelerin ve insansız hava araçlarının uçuştuğu bir
Ramazan Bayramı’nı geride bıraktı. Böylesi kutsal günlerde İslam alemine sevinç yerine
korku ve endişeyi yaşatan emperyal güçlerin karşısında birlik olamayanlar, yıllardır ABD’nin
yazdığı senaryonun figüranları olmayı sürdürüyorlar. Genelde monarşik rejimlerle yönetilen
İslam coğrafyasında halkın yönetimde söz sahibi olamamasının bunda en temel faktör
olduğunu da unutmamak gerekir. ABD de Orta Doğu’daki ülkelerde monarşik yönetimleri
tercih ediyor. Dikkat ederseniz ülkelerin rejimlerini değil yöneticilerini değiştirmeyi menfaatleri
için daha uygun görüyorlar.

Barış ve kardeşliğin hakim olması gereken günleri, cenazeleri kaldırmakla, yangınları
söndürmekle geçiriyor Müslümanlar. Türkiye olarak bu savaşın tarafı değil arabulucusu
olmayı tercih etmemiz ülkemiz açısından çok önemli ve doğrusudur.
Akşamdan sabaha ne dediği belli olmayan Trump’ın, sırf İsrail’in çıkarları için İslam
coğrafyasının birbirlerine füzelerle saldırmasını seyretmekten zevk aldığını söylemesi
psikolojik açıdan sorunlu olduğunun kanıtı değil mi? Canım isterse bu savaşı bitiririm, canım
isterse yine bombalarız, gibi cümleler kullanması ondaki ruhi bozukluğun ispatıdır.
Netanyahu’nun maşası durumuna düşen Trump, Avrupa ülkelerinden ve Nato’dan
destek görmeyince yine üst perdeden tehditlere devam ediyor. Velhasıl bu bozuk kişiliğin
dünyaya huzur vermeyeceği belli oluyor. Bunun asıl nedeni, iç siyasette Yahudi lobisine
ihtiyaç duyması ve ülke ekonomisinin silah sanayilerine bağlı olması. Ülke ekonomisinin
sürekli savaş malzemesi üreterek bir yere varamayacağını, çarkın dönmesi için üretilenlerin
tüketilmesi gerektiğini biliyor Trump. Bunun için de savaşları körüklüyor. Günün sonunda,
harcadıklarının tahsiline çalışacak ve ekonomisini diri tutmaya devam edecektir. Ekonomik
olarak kendine rakip gördüğü Çin’in ekonomisine zarar vermek için dünya petrol ticaretini
kontrol etmek istiyor. Şuna emin olun ki gerek Venezuela gerekse de Orta Doğu ülkelerinin
yeraltı zenginlikleri olmasa Trump dönüp onlara selam vermez.
ABD’nin 32. Başkanı Roosevelt söyle demişti: “Cebir ve zor siyasetine dayanarak bir
esirler dünyası yaratmak isteyenler, bilsinler ki hürriyet ve demokrasi onu boğacak kadar
kuvvetlidir. Bu da yeni dünyanın eski dünyaya bir mesajıdır.” Roosevelt yaşıyor olsaydı
Trump gibiler Amerikan siyasetinde olmazdı. Bir türlü demokrasiye geçemeyen Orta Doğu
ülkeleri, seçildiğinden bu yana şiddetten beslenen Trump’ı beslemeye devam edeceklerdir.
Ekim’de İsrail’de, Kasım’da da ABD’de yapılacak seçimlerde ülke halklarının bu iki
zorbaya “dur” diyebilmelerini umuyor ve diliyorum.
Umarım sadece İslam aleminin değil bütün insanlığın barış içinde yaşayacağı, şeker
tadında bayramlara kavuşuruz. Bu da Trump’la mümkün olacağa benzemiyor.







